Fenerbahçe'de Tedesco'nun Ayrılığı ve Kulüp Sorunları
"Tedesco da gitti." Bu ifade, artık Fenerbahçe camiası için sarsıcı bir haber olmaktan çıkmış, kulübün yaşadığı periyodik krizlerin bir yansıması haline gelmiştir.
Her teknik direktörün ayrılışında benzer bir senaryo yaşanıyor: Kriz anları, sosyal medyada oluşturulan kurbanlar ve nihayetinde sorunun hoca değiştirerek çözüleceği yanılgısı. Ancak bu ayrılık, diğerlerinden farklı bir ağırlık taşıyor. Çünkü giden sadece bir teknik direktör değil; taraftarın sevdiği, işler yolunda gitmese bile kızamadığı bir insan. Hoca değil, insan...
Yönetimden Daha Fenerbahçeliydi
Domenico Tedesco’nun saha içindeki kararları eleştirilebilir; ancak bu süreçteki duruşu, yönetimden çok daha “Fenerbahçeliydi.” Sadettin Saran ve ekibinin başaramadığı iletişimi o sağladı; sorumluluk aldı, oyuncusunu korudu ve futbolun doğrularına göre konuştu. Tedesco, bu zor ortamda erdem ve sorumluluk kavramlarını yeşertmeye çalıştı.
Futbolundaki gerileme ortada, ancak sorunları tek başına çözmeye çalışması, Fenerbahçe’nin içinde bulunduğu ve kimsenin teşhis koyamadığı toksik durumlardan yalnızlaşmasına neden oldu. Bu durum, Fenerbahçe’yi anlayacak süre ve imkanı bulamamasıyla sonuçlandı ve bu, onun için bir mazeret olarak kabul edilebilirdi.
Asıl Problem Neydi?
Galatasaray derbisindeki performansı kötüydü, Karagümrük maçı da öyle. Kasımpaşa ve Rizespor maçlarında oyunu erken ele almayı ve tutmayı bilmesi gerekiyordu. Ancak bu durum yalnızca onun sorunu muydu? Problem sistemsel miydi yoksa başka dengelerin yönetilememesi mi sonucu ortaya çıkardı? Fenerbahçe bugün, teknik bir gerilemenin ötesinde, kurumsal ve sosyo-psikolojik bir depresyon yaşıyor. Tribünleri, camiayı ve yönetimi saran bu huzursuzluk, 10 yıldır her maçı bir ölüm-kalım meselesi haline getirmenin doğal bir sonucudur. Domenico Tedesco’nun gidişi, bir kurtuluş değil; çözüm üretme yetisini kaybetmiş bir yapının attığı yeni bir çığlıktır.
Gülşah’ın Dadısı ve ‘Para Buran’ Baba Rolü
Fenerbahçe'nin yönetim tarzını anlamak için Yeşilçam’ın meşhur “Gülşah” filmine bakmak yeterlidir. Evin haylaz çocukları, gelen her dadıyı kaçırmak için her türlü numarayı yaparlar. Dadılar korkar, yılgın düşer ve kaçar. Evin babası ise bu kaosu sorgulamak yerine, “Kaç paraysa veririz, yenisini getiririz” diyerek parayı basıp yeni bir kurbanı eve sokar. Bugünkü Fenerbahçe yönetimi, tam olarak o filmdeki baba figürüdür. Samandıra’yı “ilaçlamak” yerine, sadece vitrini değiştirerek huzur bulacağını sanmaktadır.
Fenerbahçe’nin Kurtuluşu Hastalıklı Yapıyı İyileştirmek
Fenerbahçe'nin en büyük handikapı, yönetim odalarında “kulüp için doğru olanı” değil, “başkan için doğru olanı” arayanların sesinin çok çıkmasıdır. Tribün sabırsız olabilir, ancak yönetimin görevi bu sabırsızlığa boyun eğmek değildir. Zor olan, “derin depresyonu” akılla ve planla yönetmektir. Fenerbahçe’nin kurtuluşu, her krizde yeni bir “dadı” getirmekte değil, evin içindeki kaotik ve hastalıklı yapıyı iyileştirmektedir. Sadettin Saran ve adaylık düşünen diğer isimler, sloganların arkasına saklanmayı bırakıp gerçek bir “sistem inşasına” odaklanmalıdır. Aksi takdirde, giden her hoca sadece bu depresyonun şiddetini artıracaktır. Şimdi tüm camianın aynaya bakıp sorması gereken o can yakıcı soru ortada: “Fenerbahçe gerçekten bir sistem mi inşa etmek istiyor, yoksa sadece Gülşah’ın evine yeni bir dadı mı arıyor?”
Gerçek Trajedi Yeni Bir Sistemi Çömezlerle Kurmaya Kalkmaktır
Başarı, bir varış noktası değil, bir inşa sürecidir. Galatasaray’ın 14 yıl şampiyon olamadığı o karanlık dönemi sona erdiren şey, Jupp Derwall’in gelişiyle başlayan sabır ve sistem devrimiydi. Derwall geldiğinde şampiyonluk hemen gelmedi; ancak 1984’ten 1987’ye kadar bir zihniyet inşa edildi: 1984-85: Sistem temelleri atıldı, başarı yok. 1985-86: Oyun gelişti, insan kaynağı yatırımlarıyla yapı güçlendi, hala şampiyonluk yok. 1986-87: Meyve toplandı ve Derwall kulübede olmasa dahi Mustafa Denizli o sağlam temelin üzerinde şampiyonluğa ulaştı. Fenerbahçe’nin trajedisi ise bu sistem inşasını “çömezlerle” yapmaya çalışmasıdır. Kariyerli bir hoca getirseniz bile, transfer planlaması için “dünkü çocukları” oturtursanız, o hoca da Mourinho örneğinde olduğu gibi sizinle makarasını yapar. “Yaz kızım 3 ton çimento” der, tazminatını alır ve gider. Bir devler ülkesinde, “kral olmanın maliyeti nedir?” diye soran zihniyetin kuracağı sistem, ancak bir “masal” kadar gerçekçi olabilir.